KONYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ


KOYUNOĞLU ŞEHİR MÜZE ve KÜTÜPHANESİ ARŞİVİNDE YÜREK BURKAN BİR ALBÜM
ERMENİ BELGESİ
Hasan YAŞAR
Ali Cahit SELVİ

Tarihin görünen ve görünmeyen veya görülmesi istenmeyen iki yüzü vardır. Tarihi galip devletler yazarlar, bu yüzden bazıları belgesiz istediklerini dayatırken, bazı belgeler de raflarda kalır gider. Bir tarihçinin ifadesiyle tarih ya övgüden yada yergiden ibarettir. Gerçekler ancak zamanla, yada raflarda kalan o belgelerle ortaya çıkar.

Aydınlar, Türk tarihinin birçok belgesinin harf inkılabından sonra kimsenin ulaşamadığı veya ulaşıp da okuyamadığı için, anlaşılamayarak raflarda kalıp gittiğini yazmaktalar. O yüzden biz arşivcilere büyük görevler düşmektedir. Zamanında doğru zannedilerek alınan bazı kararların zamanla ne kadar yanlış olduğu ortaya çıkmaktadır.

Koyunoğlu Müzesi’nde çok zengin olan Osmanlıca matbu kitap ve belgeler bölümünde gezinirken ERMENİ’ lerle ilgili bir albüm gözümüze takıldı . İçi vahşet fotoğraflarıyla dolu olan “ERMENİ ÂMAL VE HAREKAT-I İHTİLALİYYESİ” isimli bir albüm. İngilizce, Almanca ve Osmanlıca olarak hazırlanmış, muhtemelen Alman arşivlerinden 1. Dünya Savaşı sonrası alınıp tercüme edilmiş ve basılmış bir belge. Belgeyi tanıtırken günümüzde de yoğun gündem teşkil eden Ermeni sorunu hakkında biz de kısa bir zülfü yare dokunalım istedik.

Tarih boyunca dünyanın her tarafında üçüncü sınıf muamelesi gören Ermeniler ,Türklerin Anadolu’ya girişleriyle beraber İslamiyetin ve Türklüğün hoşgörülü siyasetinden faydalanmışlardır.19. yüzyılın sonlarına kadar olan süre Ermenilerin Anadolu’daki altın çağı olmuştur. Osmanlı Devleti’nin devlet yönetiminde gayr-ı Müslimlere tanıdığı haklardan en fazla Ermeniler istifade etmişlerdir. Askerlikten ve kısmen vergiden muaf tutulurlarken , ticarette, zanaatte, çiftçilikte ve idari işlerde hatta bu işlerde, en önemli yerlerde, mesela maliye ile ilgili mal müdürlüğü gibi görevlerde de yükselme fırsatını elde etmişlerdir. Bu yıllarda onlar; Osmanlıda “teba-i sadıka” dır. Yani güvenilir millet…

Osmanlı’nın zayıflamasıyla beraber önce İngilizler ,1879 dan sonrada Fıransızların kışkırtmalarıyla birlikte artık Türklerin bir Ermeni sorunu vardır. Artık birbiri arkasına Ermeni komiteleri kuruluyor, Ermeniler Osmanlıya zarar verecek her faaliyetin altından çıkıyorlardı. Buna Sultan II. Abdülhamit’e 1905 yılında yapılan suikast de dahil…

Seferberliğin ilanıyla beraber Ermenilerin kimi İngiltere, kimi Rusya, kimi de Fransa’nın yanında ama hepsi İtilaf devletlerinin safında savaşa girdiler. Doğu’da Rusların Kafkas harekatına gönüllü destek veren, kendilerini öncü kuvvet olarak tanımlayan Ermeni çeteciler özellikle Van ve Muş gibi illerimizde sayısız masum insanımızı vahşice katletmişler, akla hayale gelmeyen işkence ve tecavüz eylemlerinde bulunmuşlardır. Aynı uygulamalar Kayseri, Bitlis, Urfa, Sivas gibi illerimizde de görülmüştür.

Hasılı Türk Milleti’ne zarar veren bu eylemler neticesinde Osmanlı Hükümeti 14 Mayıs 1331 (1915) tarihinde tehcir kanununu çıkarmak zorunda kalmıştır. Kanunda, Osmanlı Devletine karşı casusluk ve hiyanetleri görülenlerin ayrı ayrı veya birlikte savaş alanları dışına gönderilmesi istenmektedir. Ermeniler bu kanunla Halep ve Şam’a sevk edildiler. Bu sevk ediliş sırasında tüm iaşe ve diğer masrafları, hatta gittikleri yerlerdeki iş durumları ve mesken sorunları Türk Hükümeti tarafından çözüldü ve temin edildi. İşte günümüz sözde aydınları tamamen tarafgir bir şekilde bu tehcir sırasında Ermeni’lerin katliama uğradıklarını iddia etmektedirler. Ellerinde ciddi bir delil olmadığı halde…

İşte biz, böyle bir sorumluluk içerisinde elimizde bulunan bu katliam belgesini, bir ibret vesikası olarak yayınlıyoruz.
Albümün 62. sayfasında bir mektup dikatimizi çekiyor ki Ermeni Gönüllü Teşkilat komitesinden TURABİAN ARAM imzalı bu mektup, “Fransız Milletine!”diye başlayıp, itilaf devletlerine övgüler yağdırdıktan sonra başlıyor Türk Milletini ve Müslüman milletleri yermeye… İşte Türk Milleti için kullandığı ifadeler “ … Haşmetli İkinci Nikola orduları Ermenistan hududunda kılıç sallayarak Avrupa ve Asyayı hunhar Türklerin varlığından temizleyeceklerdir, Türkler ki o boğazların dilferib sahillerinde yerleşmek suretiyle insaniyet ve medeniyet için çok kötü bir manzara teşkil ediyorlar, o Türkler ki ancak Mekke ve Medine çöllerinin en ucra köşelerine layıktır ve zaten oralardan hiçbir zaman çıkmamaları icap ederdi.” İfadelerden ürpermemek mümkün değil. Yüz yıl önce saraylara layık görülenlerin çocukları bizleri nelere layık görüyorlar.
Elimizde ki bu belge, müzemizde bulunan benzer belgelerden sadece biridir. Kütüphanemizde 50568 numarada kayıtlıdır. Bir Albüm şeklindedir ve matba-i amirede basılmıştır. Toplam 64 sayfadır. Her sayfada Ermenileri ve mezalimlerini tanıtan 1 veya 2 fotoğraf yer almaktadır.