KONYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

( İlmin ve Kitabın Yurdu Olmaz .. )

HORASANLI

Müfessir,  Muhaddis Ve Fakih Seyyid

İMAM Bağavi

 (  Vefatı 1122 m.)
Araştırmcı -Yazar:
Mehmet  Eminoğlu

Gel garip  gönlüm gel !
Yalnızlıktan kurtulalım
Hava sıcak.. Gel serinleyelim..
Elimize kalemle defter alalım..
Gurbetten gelenlere varalım
Merama kurulacak olan “Tarih Tepesi”ne..
Bağların ve yeşilliğin arasına kurulacak olana
Çevresi su dolu hendek olsun..
Ve  on iki kapısı bulunsun
İşte geldik..
Tarih Tepesi burası
Bu da  ana panosu :
Konya’nın Tarih Tablosu :
Emeviler devrinde 704 m. de kısa süreli bir İslam ordusuna teslim olarak İslam’i idareye girmiş..
Tekrar Bizanslıların eline düşmüş, fakat Müslümanlar 708 m. de tekrar almışlar
Abbasiler devrinde de Emeviler devrinde olduğu gibi altın top gibi Bizans ve İslam orduları arasında verilip alınmış..
806 m. de Haruni’r-Reşid devrinde Anadolu  Abbasi-Türk orduları tarafından alınmış ve tekrar terk edilmiş..
900 m. de Abbasi halifelerinden biri deniz kuvvetlerini imha edince işler karışmış, fakat geç  kalınmadan Abbasi- Türk hamleleri tekrar başlamıştı.
Selçuklu Kutulmuş zade  Sultan Süleyman Şah 469 h/ 1076 m. de  İznikte kurduğu devletinin idari merkezini Konya’ya  nakletmiş ve Abbasi Halifesi Sultanlık unvanını vermiş ve istiklal menşurunu da Konya’da okumuştu.
Önceleri Abbasi hilafeti tarafından bunlara Rum-ili Valileri denirdi.
Bu Selçuklular idaresi  1076 m.- 1308 m. ye kadar sürmüştü
Karaman oğulları da 1277 m. /1475 m.? arası yaşamışlar, bir ara da Konya’yı baş şehir yapmışlardı.
Konya bundan (1475 m.) sonra Osmanlı’ya yani ” Ed-Devle’l-Aliyye’ye” tabi’ olmuştu.
***
Panoya yine bakalım :  
Bey Hekim Mescidi
Kapturga (İmam ve Müfessir Bağavi’nin)  Mescidi
Zindan kalenin yeri
Sadreddin Kunevi  Mescidi
Bu gün  gel İmam Bağavi’yi tanıyalım
Hadis-i Şerifte”Her kim bir mevtanın tarihini yazarsa onu ihya etmiş sayılır” Buyrulmuştur
Gel bu zata varalım:
Evi  yıkılmış, haberi tarihe karışmış ..
Şehrimize gelip ve gitmiş ,
Unutulmuş olan Müfessirimiz İmam Bağavi’ye gidelim..
Çünkü alimin yurdu ilim..
Evi Kitap..
Meclisi yaprak..
Yastığı Satır..
İniltisi kalem cızırtısı..
Gözyaşı mürekkep..
Bastonu kalem..
Uykusu düşünce..
Hülyası tasavvur..
Sofrası telif..
Gel İmamımız Bağavi’yi  bulalım..
Bu ceddimiz Horasanlı imiş, çünkü müntesibi olduğu  Bağşur, Herat’ın yakınındadır..Herat da Horasan’dadır..Türkistan’dadır..
İşte bunun  Evleri,bağları..
Bizler de onun varisleriyiz.. ..
Mirasımıza  bir bakalım ..
AA  !! Bu ne Dirhem’dir ne de Dinar..
Bunlar kitaptır kitap..Yaşadık !!
Her şey eskir, kitap yaşar..
Gel bir bakalım bizim mirasımıza nelermiş bunlar :
 1-Şemail-i Şerife,
2-Et-Tehzib,

3-el-Cemu Beyne’l-Sahihayn,

4-Şerhu’s-Sünne,

5-El-Kifaye fi’l-Fıkh,

6-El-Kifaye fi’l-Kıraât,

7-Mesabihu’s-Sünne,

8-Şerhu’s-Sünne,

9-Mealimu’t-Tenzil fi’t-Tefsir,

10-Mecmuat Fetava ( )

ve daha neler...
Bak hele !! Zenginliğimizden bi-habermişiz  biz ..
İslam’a, Hadise, Tefsir ve Fıkha birer güneş mesabesinde olan kaynaklardır  bunlar..
Dünya hayrını görmüş ne güzle, biz de görelim gel !!
***
İlim ile kitabın yurdu olmaz demişler ..
Seyahat etmeyene âlim dememişler..
Kimi döner yurduna..
Kimi kalır gürbet vatanda
Gel gezelim gel !!
Burası :
Büyük âlimlerin mültekâsı..
İşte müstensihlerin odası ..
İşte ticarete arz edilen teliflerin mahfazası..
İşte kütüphane-i umumi mahzarı.
İşte kalem,  işte kağıt pazarı ..
Burası da âlimleri karşılama sofası ..
Ortada M.1116 da yapısına başlanan Alaaddin cami’i bâ-safâsı..
İşte burası suhbet ve ikrâm sofrası
Buralar da istirahatgâh..
Ve her  birinde birer namazgâh..
Burada Şahlarla - Padişahlar âlimlerin ardında ibadet ederler. Beş vakit  namazlarını burada kılarlar.. Özel namazgahları ise itikâf ve murakabe yeridi..
Bizim Bağavi ceddimiz Horasandan gelmiş..
Gel Bilgisayarın indeksine bakalım oradan yerlerini görelim ..
İki yerde adı geçiyor..
Biri :

Sadreddin-i Kunevi merkadinin yakınında..
Makamı veya türbesi:
Türbesi olamaz, çünkü vefatı Merv-Zud’da
Burası makamı olabilir , çünkü bir âlimin talebeleri onun rihletinden sonra dershaneyi takdis edercesine  orada tedrise devem ederlerdi, bu bir adetti.  İleri tarihlerde bir kimseler bir türbe yapmış olabilirler.. 
O makam, Sadreddin-i Kunevi’ye  giderken kapı çeşmesinin kıble tarafında,sokağın başında..
Şehirdeki  yerinin yapıldığı tarih meçhuldür. Yıktırılış tarihi ise m. 1943  dür.
Diğeri:

Zindan-kale ’ nin yakınındaydı..
Adı mahalle adından verilip Kapturga mescidi olmuştu . Burada ya namaz eda eder veya imamet yapardı  ..
Dostum panoda şahsı hakkında  neler yazılıdır  :
Bu zat, Horasan bölgesinden Herat’a bağlı Bağşur ’da, diğer adı da Bağ’da doğup Memrvi’z-Zut’ta  vefat etmiştir .
Kimine göre 426 h., kimine göre 433 h. de doğmuş ve  516 h. de , kimine göre 510 h.de vefat etmiştir .. Sözün daha kısası ise  (1034 m./1122 m.) yılları arasında yaşamış denmesidir ..
Bu diyara diğer Horasanlılarla  ilim vermek için nusrete gelmiş..
Abbasi devletleri Horasanlılara refakat etmeleri ve vardıkları yerlerde öğretici olmaları amacıyla  Haseni, Hüseyni, Bekri, Ömeri, Osmani, Alevi’leri ( ) gönderilirler. İlim ricalı da, ticari kafilelere katılarak seyahat kasdıyla çıkıp ilim yayarlardı.
Zira töre idi ki, cedlerimiz beş oğuldan  dördünü bu diyara, dize kuvvet olsunlar diye gönderirlermiş !
Devleti Aliyye-i Osmaniye devrinde de bu töre diri imiş..
Sonraları Batının kendi aralarında gizlice yaptıkları  bir anlaşmayla Dünya yuvarlak mı değil mi gezisi diye tarihlerde geçen harekatta bir çok adada bulunan müslümanı katlettiler. İngilizler Hindistan’ı , Çin Türkistan’ı ve Ruslar Orta Asya , Azerbaycan ve o havaliyi, yine İngilizler Mısırla Sudanı’ Fransızlar da Afrika’yı alıp Osmanlıyı böyle bir muhasara ederek o yardımların yolunu kestiler..
Hasılı kelam, Abbasî devleti Selçuklu ve diğer Türk boylarını buralara İslam’ın tesisi için göndermişti..Cümlesi  Mehmetçikti.. Hepsi Peygamber ocağı mensubuydu..Aralarında âlimler ve fazıl kişiler vardı ,  ilim yayar, alim yetiştirir ve başka yere giderlerdi..
Bunlar da üstadları gibi yeni fütuhat yerlerine sefer ederlerdi..
İşte Bozkır’da Seyyid Bederddini Hüseyni, İşte Seydişehir’de Seyyid Harun-i Veli.. Hep Horasandan geldiler bunlar..
İşte Sadreddin-i Kunevi. . Şamdan , Malatya ’ya  sonra buraya gelmişti..
İşte Mevla’na  ve babası  Belh’ten geldiler..
Bu zevat gibi bir de:
1-Muhyissünne,

2-Müfessir,

3-Müfti’ş-Şarki ve’l-Garb

Vefatı (1122 m.) olan Ebu Muhammed es-Seyyid el-Hüseyn bin Mes’ud el- Ferrâ el-Bağavi ilk gelenler arasında gelmiş olabilir .
Konya tarihinde ve salnamelerde Türbe ve mescidinin bulundğu sık sık geçer, fakat geliş ve gidiş  tarihi eski olduğundan unutulmuş durumdadır.
Bu Ferra kelimesi, kürk alıp satana denir ,  lakabını bu meslekinden dolayı  iktisab etmiş  veya  babasından kendisine kalmıştır..Çünkü ulema genellikle çalışarak geçinirlerdi. Hele o ilk merhalelerde ..
Sadreddin-i Kunevi (1210-1274m.)yanındaki makamında oturup ders verir Zindan-kale yakınındaki Mescid de Namaz kıldırır ve kılardı..
Sonra tekrar dönüp Mervi’r-Ruz ’da telif ve tedriste bulunarak M. 1122’de  âlem  tebdil etmiştir..
Topraktan aldığı cesedi yere terk ve Allah u Teala’ dan aldığı Ruh u da sahibine teslim etmiş ..
Çünkü yaşamanın inceliği “Ve İleyhi’r-Rüc’a / dönüş ona” dır mefhumunda   yatar..
Bu kaideye inanarak yaşamak, işin haz yönüdür..
Varlığa sevinmezler, yokluğa  üzülmezler..
İş bitince Ve İleyhi’r-Rüc’a-ya haydi derler..
***
Bu zat hakkında o panoda yazılı olan  şu terimleri bana izah eder misin?
1-Muhyi’s-Sünne,
2-Müfessir,
3-Müfti’ş-Şarki ve’l-Garb 
Muhyi’s-Sünne                             :

Rasullullah Sallallahu Aleyhi ve Sellemin Ayeti Kerime  ve Hadis-i Kudsi dışındaki mübarek sözlerine Hadis-i Şerif denir..
Bunlardan “Fi’li-hadisler/yapılması gereken” bölümüne Sünneti Şerife denir.
Hadis-i Kavli veya fi’li hadislerin aralarına yanlış anlamadan ,yazı hatasından veya kasten yapılan karıştırmaları  tashih amacı ile çalışma yapanlara “Muhyi’s-Sünne” lakabı verilirdi. Bu zat da böyle mübarek bir hizmette bulunmuştur.
Eserleri arasında bulunan Mesabihu’s-Sunne adlı eserinden bir zat seçmeler yapıp   Mişkatu’l-Mesabih diye ad verip neşr etmişti .Bir zatta bu eserden Rızaullah için on bin adet bastırıp bedava dağıtmıştı. Ondan yanımda bir nüsha bulunmaktadır. İnan ki, kaç defa hatmettim hâlâ doymadım..
Anadolu’nun  yeni fetih edilmesi sırasında ve İslam dinine yeni katılmalardan dolayı böyle ihyalar gerekli olmuştur.
Bu durumlarda Selçuklu Sultanları yüksek seviyyeli  zevatı davet edip ilimlerinden halkın faydalanmasını temin ederlerdi.
Bunlardan “Şeyh-i Ekber” ’de ( ) vardı.. Arap edebiyat dalında pek üstündü..
Bu zat da bu bölgede bir müddet kaldıktan sonra Şam’a dönmüş ve orada vefat etmişti. Ölmeden önce de kabrinin yiteceğini ve Sin, Şinle kavuştuğunda kabrinin bulunacağını bildirmişti. Sultan Selim, yani (S),  Şam Şerife, yani,(Ş)  vardığında kabrini araştırmış, bulununca oraya  büyük bir cami inşa ettirmiş, yanına da Şifa-hane ile İmaret-hane yaptırtmıştı. Şeyhin kabrini de cami altında bir ziyaretgah olarak açmıştı.

Müfessir                                              :

Kur’an-i Kerim ayetlerini izah eden , Akait, Fıkıh, Siyer, Tarih gibi Kur’an-i Kerim’in  konularına vukufiyeti olup ayetleri açıklığa kavuşturan kimseye denir. Mesela Elmalı Hamdi Efendi bir müfessirdir. Bu ilmi, Arapçıyı iyi bilmeye, Hadis-i Şerifi , Sünneti Şerifeyi, İnanç çeşitlerini iyi bilip İslam’a   göre doğrusunu sunan zata denir.Bu konuda bu zat “Mealimu’t-Tenzil “adlı değerli tefsirini yazmıştır.
Müfti’ş-Şarki ve’l-Garb                   :

Müfti: Fetva veren, ki bu iş de Arapçayı , her kelimenin kaynağını ve özünü bilmeye dayanması ile hangi hükmün hangi duruma göre verileceğini bilmeye dayanır. Kriminoloji ilmi ve insanların durumlarını anlamaya,  sözlerin fikhi kaidelere göre izah yapabilmeye bağlıdır. Şark ve Garp müftüsü sıfatı da bu zatın bütün mezheplere vukufiyetini bildirir. Bu konuda “Mecmuat Fetava” isminde bir eseri vardır.
İşte ey yolcu bu yerlerden geçer böyle kimselerin ne için burulara geldiklerini ve bizlere ne  gibi ilim , feyiz ve nasihat  verdiklerin arayıp  uygulayalım..
Ahirette bunları telife harcadıkları mürekkeple şehitlerin kanları tartılacak ve mürekkep ağır gelecektir diye bir nübüvvet müjdesi bulunmaktadır.

Hadis-i-Şerifte “Men Mate Gariben Mate Şehiden / Gurbette ölenler Şehitlerdir”  diye buyrulmuştur.
İşte bunlar  gurbetlerden, deve, merkeplerin sırtlarında veya denizlerden gemiciklerin içlerinde yorula yorula bize geldiklerini unutmayalım ..
Bir Fatiha-i Şerife’ ye, büyükler râzı olurlar mı sanırsınız..
Onlar, bizden kendileri gibi olmamızı isterler  ..
En azından eserlerini bulup ve okuyalım,
Ya da:
“ Hocam  Uğraşıyoruz ” diyip ayrılalım ..

Ve Tevfik Allah u  Teala’ dandır..
***
Kaynaklar                                                     
:

1-Mu’cemu’l-Büldan :Yakut el-Hamvi :1/468
2-Tabakatu’l-Müfessirin : ed-Davudi. Tercüme:154
3-El-İ’lâm bi-Vefeyati’l-A’lâm s.211
4-Hediyyetu’l-Arifin, Esmaü’lMullifin:İsmail Paşa el-Bağdadi: 1/312
5-Konya Tarihi .Dr. İbrahim Hakkı Konyalı:27 ve 337.
Et-Tefsiru ve’l-Müfessirun s.234





- İmam Bagavi’nin Eserleri                         :
Şemail-i Şerife
:el-Envar  fi Şemaili’l-Muhtar. Muhaddislerin usûlune göre hazırlanmıştır. Yüz bir baptır..
Et-Tehzib Fi Fikhiş-Şafi’i
: Şafi mezhebinde meşhur bir eserdir.
el-Cemu Beyne’l-Sahihayn
: Buhari ve Müslim sahihlerini derleyen bir eser olup ana nüshası bulunamamıştır.
Şerhu’s-Sünne
:Tertib ve yekun olarak pek makbul bir eserdir.Tahkikli olarak  Şam’da basılmıştır.
El-Kifaye fi’l-Fıkh
:Şafi’i mezhebine göre ele alınmış bir eserdir
El-Kifaye fi’l-Kıraât
::Kur’an-i Kerimi okumayı öğretek için yazılmıştır.
Mesabihu’s-Sünne
: Senedleri verilmeksizin derlenmiş Sünnet-i Şerifeye ait önemli bir eserdir.
Mealimu’t-Tenzil fi’t-Tefsir
:Orta şerhli bir tefsir olup Hadis-i Şerif ve ayetlerle hazırlanmıştır

- Haseni, Hüseyni, Bekri Ömeri, Osmâni, Alevi deyimlerinin anlamları şöyledir: “Haseni Hüseyni” Fatımetü’z-Zehra Hazretlerinden gelen nesline, Bekri : Hz. Ebu  Bek’in nesline, Osmâni: Hz. Osman’ın nesline, Alevi: Haz Ali bin Ebi Talib’in diğer zevcelerinden gelen nesline denir.

-Şeyh-i Ekber Muhyi’d-Din Bin Arabi el-Endelüsi