KONYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

PİR ES'AD (PİSİLİ SULTAN) VAKFI
Hasan YAŞAR

 

“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça tam hayra nail olamazsınız”
A-li İmran ,92

Vakıf ; Karşılıklı yardımlaşma ve başkalarına iyilik yapma duygusunu ebedileştiren medeni bir müessesedir.
Vakıf müessesesi, yüzyıllar boyunca toplumumuzda varlıklı kişilerin mal varlıklarını belirli amaçlara tahsis etmeleriyle doğmuş ve gelişmiştir. Vakfedilen mallar ve gelirleri toplumsal yararı olan bazı hizmetlerin yerine getirebilmesi için kullanılmış, vakıfta bulunan kişinin ölümünden yüzyıllar sonrasında dahi vakfın amacını oluşturan hizmetlerin aksamaksızın görülebilmesi sağlanmıştır.
Çok cepheli ve faydası şumüllü bir müessese olması hasebiyle, vakfın mahiyetini de çeşitli cephelerden ele almak mümkündür. Biz bu makalemizde iki yönüyle, dini ve sosyal mahiyetini konu alacağız .
1-Dini mahiyeti ;
İslamî açıdan vakıf; bir malı, menfeati hayrı bir hizmetin görülmesine tahsis edilmek amacıyla ve bu hizmetin ebediyete kadar devamı niyetiyle, vakfeden kişinin özel mülkiyetinden (alım-satıma konu olmaktan) çıkararak, hususi(hükmi) bir mülkiyete kavuşturması anlamına gelmektedir.
Müslümanlar İslam’ın ilk yıllarından itibaren Kur’an ve sünnetin emirlerine uyarak yardımlaşmaya başlamışlardır. Allah ve Rasülünün emirleriyle başlayan ve yeşeren bu yardımlaşma duygusu, asırlar boyu devam edecek vakfın doğmasına sebep olmuştur. Sahabeden Cabir (r.a)’ın ; “Ben Mekkeli ve Medineli Müslümanlardan mal ve kudret sahibi bilmem ki, vakıf ve tasaddukta bulunmuş olmasın” diyerek daha o zaman bu meselenin öneminin idrak edildiğini anlatmaktadır. Gerçekten İslam dünyasında insanlara faydalı her hizmetin ibadet telakki edilmesinin sonucu olarak vakıflar, toplumun hayrına olan her sahada sağlam birer teminat ve sigorta vazifesi görmüştür.
Gayesi güzel ahlakı tamamlamak olan İslam, Vakıf müessesini gayesine uygun olduğu içindir ki teşvik etmiş ve onu güzel bir fiil olarak kabul etmiştir.
“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça tam hayra nail olamazsınız” ayeti nazil olunca sahabeler bu ayetin manasını tam anlayamamışlar ve Hz. Peygambere sormuşlar, Hz. Peygamber de “Vakıf” olarak açıklamıştır. Bunun üzerine sahabeden Ebu Talha isimli bir sahabe “Rabbimiz bizden mallarımızı istiyor; şahid ol ey Allah’ın Peygamberi ben en sevdiğim bahçemi Allah rızası için hayra tahsis ettim.”der. Tefsirciler ve hadisçilerin çoğuna göre bu ayet vakıfla tefsir edilmiştir.
Hz.Peygamber de bir hadisi şeriflerinde “Ademoğlu öldüğünde yapmakta olduğu hayır işleri durur. Ancak üçü müstesna: faydalı ilim bırakan,arkasından dua eden iyi evladı olan,birde sadaka-i cariye (kesilmeden devam eden hayır) yapanların sevabı kesilmez.” Buyurarak vakfa teşvik etmişlerdir.
İslamiyette ilk vakıf Cenab-ı Peygamber zamanında (Medine’de) başlamıştır. Hz. Peygamber hicretin otuz ikinci ayında kendisine ait yedi hurma bahçesini ve hasılatını müslümanların acil ihtiyaçlarına vakfetmiştir.
Hukukçular ve Hadisçiler tarafından ittifakla nakledilen Hz. Ömer Hadisine göre : “Bir gün Rasülüllah (s.a.v)’in yanındaydım .Ey Allah’ın Peygamberi, Hayber’de ganimet taksimi sonucu bir araziye malik oldum ki, ömrüm boyu böyle güzel ve kıymetli bir araziye sahip olmamıştım. Bu arazi hakkında ne buyurursunuz dedim. Hz. Peygamberde “İstersen aynını hapset (vakfet) semere ve menfeatını da fakirler tasadduk eyle”
Hz . Ömer’de aslı satılmamak, bağışlanmamak ve şartıyla, fakirlere, miskinlere yolda kalanlara sarf edilmek üzere vakfederek bu hususta ilk somut örneği sergilemiştir.
2-Sosyal mahiyeti ;
İnsanların yaradılışlarında hayır işlerine ve yardımlaşmaya karşı bir eğilim vardır. Asırlardan beri vücuda gelen yollar, köprüler, çeşmeler, imarethaneler, şifahaneler, medreseler ve mabedler gibi hayır müesseleri bu eğilimin en canlı abideleridir.
Bu yardımlaşma ve iyilikseverlik, insani ve ahlaki vazife olduğu gibi aynı zamanda cemiyetlerin ali menfaatlerini temin eder. Fertlerin adi ve manevi hayat, sıhhat, namus ve şerefi korunmakla fertlerin faydalandığı gibi cemiyetlerde mesud olurlar. İlim ve irfan artar. Cemiyet için zaruri olan sosyal birlik kuvvetlenir.
İnsanlar zeka, sıhhat ve kabiliyet bakımından eşit değildirler. Kimi fakir, kimi zengin, bazısı kuvvetli, bazısı zayıftır. Hayat ve geçim şartları aynı şekilde farklıdır. Şu muhakkaktır ki ıstıraplarla dolu olan hayat çok acımasız. Biri villalarda zevk-ü safa içinde, diğeri barakalarda sefalet içinde büyür. Biri her türlü zevk vasıtalarını yaşamak için kafi görmediği halde diğer büyük bir kısım yarın hayatını nasıl idame ettireceğini ve gıdasızlıktan gözlerinin feri sönen yavrularının elemlerini nasıl teskin edeceğini düşünür.
Çoluk çocuğunun maişetini temin edemeyen fakirler, tedavi olma ümidini kaybetmiş ve hastane kapılarında bekleyen zavallılar, fakir ve sersemlik içinde çöplükleri mesken tutan günahsız kişiler elbette acınmaya layıktır .
Bu musibetten beşeriyet ancak ve ancak teşkilatlandırılmış bir yardımlaşma sayesinde kurtulabilir. Bu teşkilatta şüphesizi vakıf müessesidir.
Vakıf müessesinin en büyük yararı, yaygın olduğu toplumda, sosyal adaletin sağlanmasını temin etmesi ve sınıf farkının ortadan kaldırılmasını sağlaması veya milletlerin başına büyük problemler açan sosyal patlamaya engel olmasıdır.
Toplumun tabakaları arasında yakınlaşmayı temin eden en önemli faktör, karşılıklı yardımlaşmadır. Zayıflarda daima bir sığınma hissi mevcuttur. Kuvvetlilerde de sahip çıkma ve himaye etme duygusu görülür. Bu yüzden zayıflardan kuvvetlilere hürmet, itaat ve sevgi yelleri, kuvvetlilerden zayıflara ise iyilik ve merhamet esintileri gider. Aksi taktirde zayıflardan, kıskançlık, kin ve nefret sadaları yükselir.
Sosyal dayanışma olmadıkça, genel refah temin edilemeyeceğinden, bu gün dünyanın her yerinde muhtaç halkın ihtiyaçlarının temini her Müslüman için asli bir vazife olmalıdır. Bu vazife hayır sahipleri tarafından tesis edilecek vakıflar vasıtasıyla mümkün olacaktır. Vakıflar sayesinde şahısların elinde bulunan büyük bir sermaye umumileştirilerek insanlığın istifadesine tahsis edilmiş olacaktır.
Dünyada fakirlik ve yoksulluğun, elem ve ızdırabın ıslahına hizmet eden vakıf, insanların düşünebildikleri müesseselerin en hayırlısıdır.
Vakıfla ilgili yapılan bu açıklamalardan dan sonra Konya’mızda kurulmuş olan en eski vakıflardan birisi olan “Piri Es’ad (Pisili) Sultan vakfı” hakkında kısaca malumat aktaracağım.
Pir Es’ad Seyyid Abacı Mahallesinde (eski garaj civarı ) Camisi ve Türbesi bulunan Şeyh Es’ad, türbesindeki kitabeye göre, 662 H.(1263 M.) yılında vefat etmiştir. Pisili Sultan şöhretini, kedilere göstermiş olduğu sevgi ve zaafdan almaktadır. Ziyaret edenlerin görebileceği gibi Şeyh Es’ad’ın sandukasının solunda küçücük bir sanduka daha vardır. Halk bu sandukanın altında Şeyh Es’ad’ın kedisinin gömülü bulunduğunu söylerler. Vasiyeti üzerine kedisi yanına gömülmüştür.
Büyük Tarihçi İbrahim Hakkı Konyalı’nın naklettiğine göre, türbenin yanında bir tekke ve mescid bulunmaktadır. Bu türbe ve mescidi Sultan Alaeddin vakfetmiştir. Fakat bununla ilgili vakfiye bulunamamıştır. Sadece Vakıflar Müdürlüğünde bir kayıt vardır.
Bu vakfiyelerden birincisi 844 H. (1440 M.) yılında tanzim edilmiş ve Musa Paşa İbn-i Efendi Seyyidi’ye aittir. Bu vakfiyeye göre Konya’nın Yakupviran, Hacı İbrahim, Hacı Yunus, Tahtaköprü, Hızırköy, Akköprü, Aymanas ve Yağlıtaş çiftliklerini ve Kalıkviran Köyünü bütün haklar ve sınırlarıyle Pir Es’ad zaviyesine vakfetmektedir. Şeyh Musa hayatta olduğu sürece zaviyenin mütevellisi olacak, vefatından sonra ise mütevellilik oğullarına verilecektir. Vakfiyede on üç şahidin imzası vardır. Vakfedilen bu yerlerle alakalı 9 Temmuz 1912 tarihli bir kroki ve Konya Vilayeti Defter-i Hakani Müdürlüğü tarafından düzenlenmiş bir tutanak da elimizde mevcuttur.
İkinci Vakfiye 882 H. (1447 M.) Yılına aittir. Vakfiyenin sahibi yani vakıf Karamanlı Muhsin-zade ismiyle maruf İbrahim Paşa İbn-i Mehmed İbn-i Muhsin’dir. Bu vakfiyenin Ankara Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde mevcut olduğunu İbrahim Hakkı Konyalı, Konya Tarihi kitabında ayrıntılarıyla yazmaktadır.
İbrahim Paşa, bu vakfiyesinde Belviran köylerinden Sakalar köyünün tamamını Pir Es’ad Zaviyesine pazartesi ve perşembe günleri Kur’an’dan dört cüz okumak üzere vakfetmiştir. Hayatta iken tevliyeti kendisine, vefatından sonra oğullarına verilecektir. Vakfiyyede bu vakfiyenin aslını değiştirenlere Allah’ın ve meleklerin ve tüm insanların lanetleri üzerine olsun ibaresi geçmektedir.
Fatih Sultan Mehmet Karaman ili Evkafını ve Emlakını tesbit ettirirken yazım heyeti 881 H.(1476 M.) yılında Vakıf olan Musa Paşa’yı Zaviyede bulmuşlar ve evkafı tesbit etmişler. Fatih Sultan Mehmed ve İkinci Bayezid Karamanlı İbrahim Paşa’nın Vakfını aynen kabul etmişlerdir.
1530 yılına ait 387 numaralı muhasebe-i Vilayet-i Karaman ve Rum Defteri’nin (Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü tarafından yayınlanmıştır) tıpkı basımının 35 ve 37. sayfalarında Pir Es’ad Sultan’ın Vakıf kayıtları yer almaktadır.
Sonuç olarak diyebiliriz ki; Hem dini hem sosyal bir kurum olan vakıf, geçmişimizde çok önemli ve yaygın bir hizmet ifa etmiştir. Günümüzde ise etkinliğini kaybetmiştir. Fakat sevindirici bir yön var o da halkımızın vakfa olan duyarlılığını kaybetmemiş olmasıdır. Bu duyarlılığı canlandırmak için devlet ricaline ve ilim adamlarına büyük görevler düşmektedir. Bilindiği gibi Cumhuriyetten sonra Vakıfların bir kısmı belediyelere devredilmiş, bir kısmı Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesine geçmiş, büyük bir kısmı ise Mütevellileri olmadığı için yok olmuş veya devlet tarafından satılmıştır. Sadece Tapu kayıtlarında isimleri kalmıştır. Bu konuda büyük bir mesuliyet ve vebal vardır.Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Belediyeler ve Üniversite uzmanları tarafından bir heyet oluşturularak ortak bir çalışma başlatılmalıdır. Bu sayede bu konudaki belirsizlik giderilmeli ve vakıflar, vakfiyelerine uygun olarak yeniden yaşatılmalıdır.

Kaynaklar:
1- 387 numaralı Muhasebe-i Vilayet-i Karaman ve Rum ,Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü ,Ankara,1996
2- Akgündüz, Ahmed İslam hukunda ve Osmanlı Tatbikatında Vakıf Müessesi, İstanbul, 1196
3- Berki, Ali Himmet, İstanbul, 1940
4- Konyalı, İbrahim Hakkı Abideleri ve Kitabeleri ile Konya Tarihi, Ankara, 1997
5- Kozak, İ.Erol Bir Sosyal Siyaset Müessesi Olarak Vakıf, Adapazarı, 1994
6- Öztürk, Nazif Menşe-i ve tarihi gelişimi açısından Vakıflar, Ankara, 1983
7- Vakıflar dergisi 1-11. sayılar