KONYA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ

BİR CÖNK ÖRNEĞİ –1
Hasan YAŞAR

“Cönk” kelimesi Halk şairlerine, halk edebiyatına ilgi duymayanlara ve kütüphanelerle haşır neşir olmayanlara hatta kütüphanecilere bile yabancı bir kelimedir.Önce bu kelimenin kökeni ve anlamını izahla başlayalım .Kelime yapısı itibariyle Cava ve Malay dillerindeki djong (conk) kelimesinden gelen cönk , yelkenli gemiler için kullanılan genel bir addır.Aka Seyyid Muhammed Ali , cöng kelimesinin Türkçe olduğunu ve “büyük gemi , fakirlerin kullandığı çul ve kilim” anlamına geldiğini söyler ve cöngü şöyle tarif eder ; “türlü konuların özellikle çeşitli şairlerden seçilmiş şiirlerin yazılı olduğu kitap veya defterdir”der. . Veled Çelebi İzbudak’a göre cönk kelimesi Türkçe’de ; “tertip etmek ,derlemek ,ciltlemek” anlamına gelen “ çönemek,çönlemek “ fillerinden gelen bir isimdir. Şeyh Süleyman Efendi Luğat-ı Çağatay’da cönge, “ gemi,sefine “ karşılığını verir ve mecmua anlamına geldiğini söyler.

Cönk kelimesi gerek gemi anlamıyla gerekse mecmua ve diğer anlamlarıyla 15.y.y. dan beri Türkçe’nin çeşitli lehçelerinde kullanıla gelmiştir. Prof Dr. Şükrü Elçin’e göre ,eski kütüphanelerimizde veya şahısların ellerinde baba yadigarı , çoğu zaman anonim el yazması kitapların olduğu bilinmektedir . Bunların alttan yukarıya uzunlamasına açılanlara cönk , sağdan sola açılanlara mecmua adı verilir.demiştir.

Kütüphanecilik açısından bir kitap şekli olarak da değerlendirilebilecek olan cönklere şekillerinden dolayı halk arasında “ sığır dili” denmektedir . Terim olarak “Genellikle aşık edebiyatı , halk edebiyatı ve folklor ürünlerinin toplandığı anonim mahiyette ,sığır dili şeklinde bir mecmua türüdür” diyebiliriz. Cönkler yalnız saz şairlerine ait şiirlerin yer aldığı mecmualar değildir . Ayrıca bazı dini ve fıkhi bilgilerin ,notların ,hutbe ve vazlarda kullanılacak metinlerin , yer aldığı dini muhtevalı olanları da vardır.16. y.y da yaşamış Dede Efendi’nin yazmış olduğu , Dede cöngü bu konuya en iyi örnektir.

Cönklerde genellikle aşıkların , seyrek olarak da divan şairlerinin bir kısım şiirlerini ihtiva eder.Ayrıca çeşitli dualar ,sihirle ilgili notlar ,ilaç tarifleri, sahibini ilgilendiren doğum ve ölüm tarihleri ,alacak verecek hesapları , anonim türkü ,mani ve ilahiler ,halk hikayeleri ve daha bir çok konu ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. Bu anlamda cönkler ; ilahi cöngü, derviş, cöngü ,aşık cöngü şeklinde adlandırılmıştır.

Günümüzde aşık edebiyatı , dini – tasavvufi edebiyat ve birçok folklor örneklerinin yazılı kaynaklarının başında cönkler gelmektedir .Metot yönünden modern anlayıştan çok uzak olsalar da ilk derlemelerin bulunduğu kaynaklar olarak cönkler büyük önem arz etmektedirler.

Kütüphanelerde boynu bükük araştırmacıları bekleyen bu kitapçıklar ,ciltleri ,kağıtları , hatları ,tezyini sanatlar bakımından değil ama içerikleri ile ,yazıldıkları devirlerin bilgilerini edebiyat ve sanat anlayışlarını ,düşünce tarzlarını aksettirmeleriyle çok anlamlı eserlerdir.

Bu makalede tanıtacağımız cönk , bir aşık cöngüdür ve 78 varaktan oluşmaktadır. Bu cönkte şiir,mersiye ve gazelleri bulunan şairler ; Nakşi,Bosnavi ,Kanberi ,Kalenderi ,Şem’i ,Mir Atai ,Haki ,Enveri, Safi, Nebati’dir .
Her cönkte şiir sayısı bakımından en fazla şiiri olan şair , o cöngün sahibi sayılır. Bu cönkte Nakşi’nin şiirleri 78 varaktan 64 varağını teşkil ederek hakim durumdadır.Tuhfe-i Naili de Nail Tuman’ın verdiği kısıtlı bilgilere göre Nakşi , Edirnelidir ve Mısır Mevlevi-hanesi şeyhidir.Sultan Abdülaziz döneminde vefat etmiştir.Manzume 50a varakta 22 Haziran 91 Tarihi vardır. 91 tarihi muhtemelen 1291 dir. Bu tarih Sultan Abdülaziz dönemine denk gelmektedir.Kaynaklarda geçen Nakşi mahlaslı şairlerden en uygun olanının bu olduğu kanaatindeyim.Ayrıca manzumede Nizam oğlu ismi geçmektedir .Fakat Bununla ilgili bir bilgiye rastlayamadım.
Bu makalede Nakşi’den ve Nebati”den birer örnek bir de anonim bir şiiri örnek olarak aldım.

49a
Ma’rifetim var deyub lâf ve güzâf eyleyen
Karğa olur şöyle bil yâhut öter saksağân

Sâz-ı sâzendeler çağrûben çalsalar
Kanat kakıp öte ol horoz olup civân

Fâidesiz endişe pire ile bit olur
Çakal olurmuş sakın meyyit için uluyan

İki cihân fahrini sevmeyen ef’âlini
Ânınla haşr olur Fusta Mahail Yuvan

İlmi eğer zâhidâ dünya için okursan
Bir elif öğrenmedin maksadın otluk saman
49b
Mağrûr olup malına mansıb alanlar bugün
Devlete kondum sanır bir kuruca âd-u sân
Menzil ırak sen yaban ferd zahîren de yok
Kaddini lâm eylemiş cürmüyle paj girân

Bu sözlerim derd-mend sanma sakın söz değil
Mevt erişir göresin her ne ki ettim beyân

Çün ere dosta haber her ne ki var râfizi
Har olûben beyyineler kavm-i yehûd bî lisân

Olsa bir şeyh murâi baykuş olur şöyle bil
Öyle gezen sofular kuzgun olur bî kemân

Ger sana bu sözlerim herkez eser etmeye
Taş ve demirden uzun ayır oda durma hemân

Gör bu sıfatlar ile ister isen gitmeyesin
Tevhid ile ruz u şeb dök yaşı kara kân

Fehm ede gör sözlerim mahşer içredir bulur
Sanma sakın zâhiren dinini etme virân

50a
Gerçi demiş niceler işbu cihan içredir
Çek elini buradan etme sen anı îman

Nakşî Nizâmoğlu’nun ta’birlerin hay edib
Âb-ı hayvân eyledin tertîb edip kâmu

63b
Öttü yine cân bülbülü derdi ânın gül değil mi
Aşıkların gözü yaşı kan bulanık sel değil mi

Her kişinin vardır özü ârif isen anla sözü
Âşıkların gönlü gözü dosta giden yol değil mi

Okur isen bunda sebk-i zahir olur kudret-i hak
Aç gözünü kalbine bak şehre diyâr il değil mi

64a
Tohum ezelden ekilen arz-ı insâna dökülen
Yetip ummâna dökülen her biri bir göl değil mi

Nakşî tutar peymâneler na’ra urur mestâneler
Her sadeften dürdâneler doğru baksın ol değil mi

71a
Sema’i Nebati

Dilâ ârif isen olma sakın bir kimseye genciye
Kibr-i buğz ğarazdan geç olandır hâlet-i seçin
Silip mirâti kalbini aça gör şol günül genciye
Sakın efsane gûş etme ara bul mesmû’unu çîn
Gözün aç can kulağın tut bu nutkum dilde et perçin
Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin

Bakıp ma’mûr görüp kendin dili virana incitme
Uyup nefsin hevasına âkıl-ı sultân-ı incitme
Meseldir bu yılan oldur yatan yılanı incitme
Cihanda âşık-ı sâdık isen bir cân-ı incitme

Tabib-i hâziki Lokman olandan hasta incinmez
Dahi ânın gibi uşşâkıdan nûresete incinmez
Geçenler masivadan hep olur derbeste incinmez
Felekte Ârif-i billah olandan nesne incinmez

71b
Düşer mi var iken aklın cihanda ebkem incitmek
Değil rızk ehlini cana dahi yoktur kim incitmek
Rıza yoktur râh-ı aşka dema-dem âlem incitmek
Revâ mı âdemi âdem iken hiç âdem incitmek

Nebatî işte sen sermest olup dünyâyı incittin
Mevkifden muhkem tuttu güyâyı incittin
Bilip her bir köşesinde yed-i beyzâyı incittin
Kemanın doldurup çektikçe kahren yayı incittin
Gözün aç cân kulağın tut bu nutkum dilde kıl perçin
Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin
kaynaklarda geçmeyen bölgesel halk şairleri olabilir.

78a
-Koşma-
Ervâh-ı elestde bezm-i ezelde
Meyl gezdirmeyiz ğayri güzelde
Kâf u nûn emrinde halk oldu dünyâ
Nefhetmiş rûhu dîdegde Mevlâ
Türlü dertler ile bezet dertliyi
Bab-ı vilayette gözet dertliyi

sadâkatle ikrâr verenlerdeniz
biz Cemâlullah’ı görenlerdeniz
bu kadar mevcûdât bu kadar eşyâ
vücûdu âdeme girenlerdeniz
kâh kısalt kâh uzat dertliyi
yabancı değiliz erenlerdeniz

Cöngün iç kapağında mecmuanın Mülazım Bahş Efendiye ait olduğunu ve 12 Ramazan 92 tarihini görmekteyiz.Ayrıca bazı tevellüd kayıtları vardır. Cöngümüz Koyunoğlu Kütüphanesi 15054 numarada kayıtlıdır.190x115mm ebadında ve 89 varak olup 11 varağı boş durumdadır.Cildin sırtı meşin kapakları kartonla kaplıdır.Nesh yazı çeşidiyle yazılmıştır.Yazı hattat yazısı olmayıp belki bir talebe yazısına benzemektedir.